İslâm mimarîsi, malzemeyi olduğu gibi, niteliklerini inkâr etmeden ve önemine aşırı bir vurgu yapmadan neyse o olarak kullanır. Benzer düşünceler, teknoloji kullanımında da gözlemlenebilir. İslâm mimarîsi, olağanüstü teknolojik bir başarıyı, örneğin bir yapının olağandışı bir aydınlığa kavuşturulması gibi bir şeyi amaç edinmez. Yazının devamını oku »
Turgut Cansever Okumaları
![]()
Mimar ve Mühendisler Grubu tarafından, Mimar Turgut Cansever’i ve eserlerini anlamaya yönelik olarak başlatılan “Turgut Cansever Okumaları” isimli programlar dizisine Kasım ayında Prof.Dr. Süleyman Seyfi ÖĞÜN konuk olacak. 17 Kasım 2009 Salı akşamı 19:30-21:00 saatleri arasında İSAM Bağlarbaşı Kültür Merkezi Toplantı Salonu’nda “Turgut Cansever’in Mimarisini Besleyen Dünya Görüşü” başlığı altında gerçekleşecek etkinliğe tüm İstanbullular davetli.
İnsanı insan olmaktan çıkaran bir eğitim ve telkinler sistemi var.

Faruk Deniz
Turgut Cansever’in 1949 yılında Edebiyat Fakültesi’nde Ernst Diez’in murakebesinde hazırladığı “Türk Sütun Başlıkları” konulu doktora tezinin basılmasına rıza gösterdiği günden beri bununla yatıp kalkıyordum. Metnin dizgisi yapılmıştı ama hata olma ihtimaline karşı satır satır orijinal metin ile mukabele ediyorduk. Fotoğraf albümlerinin bir cildi kayıptı. Kayıp fotoğraf albümünü bulamayacağımı anlayınca, kendim o albümü oluşturma çabası içerisine girmiştim. Bütün bu uğraşlar içerisinde en önemli yol göstericimizden hastalığı sebebiyle mahrum kalmamız bizi haliyle üzüyordu. Bu karmaşık duygular içerisinde Turgut Cansever hocamızla doktora ve doçentlik tezlerine dair konuşmak istedim. O konuları çalışmaya hangi saiklerle ve nasıl karar vermişti? Hocaları ile ilişkileri nasıldı? Tez aşamasında hangi zorlukları yaşadı? Geriye doğru baktığında nasıl görüyordu? Bu sorular muvacehesinde kapalı ve nisbeten soğuk bir İstanbul günü Çiftehavuzlar’daki sade hanelerinde kendisi ile görüşmeye gittim. Tarih 23 Ocak 2008. Salondaki kanepede uzanıyordu, hastalıklardan ve ileri yaşın yorgunluklarından olsa gerek biraz bitkindi. Konuşmaya başlayınca o yorgunluktan eser kalmadı. 4-4.30 saati bulan bir sohbet oldu. Hemen birçok konuda konuştuk. Sohbete yer yer muhterem eşi Nilüfer hanım da katıldı. Bazen tatlı tatlı atıştılar. Bunlara şahitlik etmek ayrıca güzeldi. Doçentlik tezini konuşmaya fırsat bulamadık, onu daha sonra konuşalım diye sözleştik. Fakat maalesef bu hiçbir zaman gerçekleşemedi. Konuşmanın büyük bir kısmını yakında yayınlayacağımız Osmanlı ve Selçuklularda Sütun Başlıkları kitabının giriş yazısında değerlendirdik. Doğrusu söyleşinin diğer kısımlarının zayi olmasına gönlüm el vermedi.
22 Şubat 2009 Pazar günü 13.00 sularında kaybettiğimiz Turgut Cansever ile yaptığım sohbetin bir kısmına aşağıda yer veriyorum. Öyle tahmin ediyorum ki, bu söyleşi vefatından evvel kendisiyle yapılmış son söyleşilerden biriydi. Bu açıdan da ayrı bir kıymet taşıyor.
Parça parça yayınlanan bu söyleşi, aslında tam da insan hakikatine işaret ediyor. İnsanın hiçbir kurguya sığmayan saf ve samimi düşünceleri ancak bu yolla dile gelebilirdi şüphesiz. Yazının devamını oku »
Cansever’in Şaheseri: Sinan’la Zirve (3)

Bu dünyaya esaslı şeyler söyleyebilmenin yolu, derin nefes alabilmekten, dolayısıyla, medeniyetler arasında uzun bir yolculuğa çıkmaktan geçiyor. İşte Turgut Cansever, böyle bir “figür”. Cansever’in Sinan eseri, O’nun nasıl derin nefes aldığını gösteren şaheseri. Şaheseri diyorum; çünkü bu eser yalnızca Sinan’la sınırlı değil. Yazının devamını oku »
Cansever’in Şaheseri: Sinan’la Zirve (2)

Büyük tarihçi Braudel, insanlığın önünde, ya seküler Batı uygarlığına uyum sağlamak; ya da yok olma kaderine razı olmak gibi iki seçeneğin olduğunu söylerken, aslında dünyayı seçeneksizlikle karşı karşıya bıraktığının farkında mıydı acaba? Yazının devamını oku »
Cansever’in şaheseri: Sinan’la Zirve (1)

Büyük tarihçi Braudel, Batı uygarlığının geliştirdiği modern / seküler meydan okuma nedeniyle Müslümanların, “insanlığın kayıp çocukları” olduğunu söyler. Braudel, bu tespitini, modern / seküler Batı uygarlığının geliştirdiği meydan okumada Müslümanların payının çok büyük olduğunu hatırlatarak yapar. Yazının devamını oku »
Bursa’da zamanın gölgesinde gezinti

1950′li yıllarda, dünyanın en iyi mimarlarından olan Le Corbusier, Türkiye’yi ziyarete gelir. Ünü mimarın rehberliğini ise Turgut Cansever üstlenir. Cansever, Le Corbusier’in programına üç günlük Bursa’yı da dahil eder.
Ancak ünlü mimar üçüncü gün Cansever’e Bursa ziyaretini on gün daha uzatmak istediğini ve diğer bütün yabancı ülke programlarının iptal edilmesini ister. Nedenini ise şöyle açıklar: “Beyefendi, ben dünyanın hemen tamamını gezdim, yeryüzünde yalnız iki tane şehir gördüm; bunlardan biri Floransa, diğeri de Bursa.” Yazının devamını oku »
Ağaçlar evlerden neden yüksek?

Ne yazık ki, güncel olanın iğvasına kapılıp ‘an’da, yaşananda, yani yüzeysel olanda eğleşiyoruz. Göz önünde olanın ilgilisi, taliplisi, içinde duran bir şeyi olunca, olan şeyin ne mene bir şey olduğunu öğrenemiyor, parçası olduğumuz şeyi bir bütün halinde görme şansını yitiriyoruz. Oysa merkezde duranın kıyısına/dışına çıkabilseydik, hem merkezi olanı daha net görebilir ve okuyabilirdik hem de ‘kıyı’larda yaygın olanın dışında daha öz(n)el diller geliştiren isimlerle buluşabilirdik. Hayır, bunu çok az yapabiliyoruz. Kalabalıkların hayatında dolaşıma çıkmış/hayat bulmuş diller, bu dillerin sahipleri yollarımızı kesiyor, bizi kendilerinde tutuyorlar. Yazının devamını oku »
Hece Dergisi / Şehirlerin Dili Özel Sayısı

Medeniyet, Edebiyat ve Kültür Bağlamında
Şehirlerin Dili Yazının devamını oku »
Turgut Cansever ile son konuşma!

Mimaran dergisinin 4. sayısından merhum Turgut Cansever ile yapılmış son söyleşiyi Ç-alıntı köşemize çalıntılıyoruz. Yazının devamını oku »
Notlarda Cansever

Mustafa Ruhi Şirin, Turgut Cansever’in yakın çevresinde bulunmuş ismlerden biridir. Kurucusu olduğu Çocuk Vakfı’na vakıf binasının projesini çizerek katkıda bulunan Cansever’le bu süreçte yaşadıklarını not eden Şirin’in günlüğündan bazı sayfaları TÜRK EDEBİYATI dergisi sunmuş Yazının devamını oku »
Turgut Cansever için

Prof. Uğur Tanyeli, hafta başında aramızdan ayrılan Turgut Cansever hakkında şöyle diyor: “Bir anlamda da hayatının çelişkisi diyebileceğim bir tarafı vardı. Turgut Bey’in söylediklerini ciddiye aldıklarını iddia edenler, ona mimarlık yapma fırsatı tanımadılar. Buna karşılık söylediklerini ciddiye almayanlar bir ölçüde de olsa mimarlık yapmasına izin verdiler. Keşke her iki taraf da tavrını biraz revize etmeyi başarsaydı. Sözleri dinlendiği kadar mimarlık yapma fırsatı verilebilseydi. Tabii tersi de olsaydı.” Yazının devamını oku »
“İstanbul Kriterleri” Kitabının Yazarı İbrahim Paşalı ile İstanbul Üzerine Söyleşi / Mahmut Bıyıklı

İstanbul’dan güçlü ana fikir yoktur! Diğer şehirler, sadece fikirdir.
Şam, Kudüs, Saraybosna, Halep ve diğer şehirlerimiz sukut ettikten (düştükten) sonra sükût etmiştir; yıllardır kimseyle konuşmuyorlar… Daha yeni selamımızı almaya başladılar; henüz dertleşmiş değiliz.
Deniliyor ki, ”İstanbul’a kültür başkenti veya dünya başkenti demek, Müslümanların bu şehri alışına biçimleyişine direnç göstermektir”. Siz ne diyorsunuz, nerden çıktı bu kültür başkenti projesi? Yazının devamını oku »
İSLÂM ESTETİĞİ

Medeniyet tarihi incelendiğinde hemen hemen bütün medeniyetlerin öncelikle aksiyon planında ortaya çıktıkları, ardından düşünce ve estetik çerçevesinde bir dünya ve hayat nizamı sundukları görülür. Bir ‘hareketin’ medeniyet hâlini alması, düşünce ve estetik etrafında bir dünya kurmasıyla mümkündür. Çünkü ancak bu evreleri tamamlayabilmiş hareketler, insanlara bir hayat nizamı sunar ve medeniyet hâline gelirler. Bu mânâda estetik, medeniyetin kimliğine ve şahsiyetine ait yapıcı bir unsurdur. Yazının devamını oku »
Turgut Cansever’le Tartışmak

Ben ilkokulu bitirdiğimde, Turgut Cansever mimarlık eğitimini tamamlamış. Ben mimarlık eğitimimi bitirdiğimde (1959), o İstanbul Belediyesi’nde danışmanmış. (1957–60)
Aramızda tam bir kuşak ayrımı var kısacası… Onu bana, daha Almanya’da iken Cihat Fındıkoğlu anlatmıştı, ne denli verimli, çalışkan bir kişi olduğunu. Yazının devamını oku »
Şehir kime emanet?

Üstad Necip Fazıl’ın “manifesto” niteliğindeki “Gençliğe Hitabe”sinin ilk cümlesinin “zaman bendedir ve mekân bana emanettir şuuru..” diye başlaması, bir mütefekkirin diliyle insan memuriyet ve mes’uliyetinin ifadesidir. Bu ifade; (zamanın “ruhu”, mekânın ise “madde”yi ifade etmesi) insanın yeryüzünde yaşadığı ve yaşayacağı hayatının/hikâyesi’nin “nasıl”ına cevaptır. Yazının devamını oku »
Mimar gözüyle Kur’an ayetlerine bakış 3

Bilgi, korku ve sevginin mimaride etkili olacağı konusunda bir ayet ve bir hadise dikkatimizi çekerek şöyle der: Yazının devamını oku »
Mimar gözüyle Kur’an ayetlerine bakış 2

Merhum, Mimar Turgut Cansever, daha genç yaşta iken Meşhur Müfessir, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’la tanışır. Yazının devamını oku »
Mimar gözüyle Kur’an ayetlerine bakış 1

.
.
.
Derken 2007′de yayınlanan “Turgut Cansever Düşünce Adamı ve Mimar” isimli eserde merhum Cansever’in sohbet esnasında bazı ayetlere mimar gözüyle baktığını gördüm ve sizinle paylaşmak istedim.
Tevhid ve Şirk konularında çok derin bilgiye sahip olduğunuzu biliyorum.
Peki, Mimar bu kelimelerden nasıl bir mana çıkarmış bakalım:
“Her şeyin birbiriyle ilişkisini, yeninin var olanla ilişkisini düşünmek… Mimariyi düşünmek, mimarlık mirası karşısında tavrın ne olması lazım geldiğini düşünmek…… Yazının devamını oku »
Turgut Cansever Şehre ne Söyler?

Hz. Peygamber “Alimin ölümü alemin ölümüdür” buyuruyor. Şüphe yok! Farkında olanlar için böyle. Yanından bir dağ gibi gelip geçtiği halde farkında olmayanlar için ha âlim ölmüş veya yaşamış, ha âlem ölmüş veya varolmuş. Yazının devamını oku »
Tasarım Adı Altına Sıkıştırılanlar

Tasarım iki nokta arasındaki en kısa yoldur aslında ama ulaşılması en uzun süren. Mimarlık eğitimine başladığım günden itibaren her şey aslında tasarım kelimesinde son buldu. Başlangıcı ve sonu birdi aslında tasarımın. Hep yeni bir şeyler üretmek. Önceden var olmayanı aramak. Aslında bu açıkça söylenemeyecek kadar iddialıydı. Olmayan bir şeyi bulmak. Bunun için hep üstü örtülü söylendi ya da kısık seslerle ifade edildi.İnsanın hayal gücü ile elleri arasında kalan oldu benim için tasarım. Yani evrensel kümenin ta kendisi oldu. Güzel sanatlar, mimarlık,edebiyat…v.b hep gözüken alt kümeleriydi. Sınırları çizgiyle belirtilmemiş. Zaman zaman birbirinin etkisi altında kalmış bazen uzaklaşmış ama hiç kopamamış.Ama hepsinin hep bir ortak noktaları olmuş ‘yeni bir şeyler üretmek’. Yazının devamını oku »
Le Corbusıer’nin İstanbul’u (1911)

O yıllarda İstanbul’daki evlerin büyük çoğunluğu ahşap binalardan oluşuyordu.
Le Corbusier bunu şöyle dile getirir:7
“Istanbul’da her ev ahşaptır ve çatıları aynı meyilde olup aynı cins kiremitle örtülmüştür. Bütün büyük binalar, camiler, mabetler, kervansaraylar ise taştandır.
Şehir Gazeli

Her eylem yeniden diriltir beni
Nehirler düşlerim göl kenarında Yazının devamını oku »
Mimarlıkta Eğitim Süreci

Nedir mimarlık? Mutlak çizgiler içine sınırlandırılmış bir veri olsaydı mimarlık ;sanırım kitaplarda tanımlar kısmında çoktan yer almıştı.Formülize edilirdi belki de. Mimarlığın mutlak değerden uzak kalışının sebebi verilen eğitim süreciyle başlıyor diyebiliriz. Yazının devamını oku »
İstanbul: Uzun Bir Dürüstlük

Çocukluğum, Kâğıthane köyünün bostanlarında, dutluklarında, rüzgârlı bayırlarında geçti.
Tatlı sular ve o güleç bahçeler…
Suya ve yeşile bakmak sünnetmiş. Dolayısıyla, sünnete uygun bir çocukluk yaşadığım söylenebilir.
İstanbul’da yaşıyorduk, fakat İstanbul’dan habersizdik. Yazının devamını oku »
Efendimize hürmet mimarisi!
Peygamber(s.a.v.) Muhabbetinde Osmanlı Zarafeti
Kur’ân ve sünnete derin bir muhabbet ve itaatle temâyüz ederek altı yüz yıl İslâm’ın sancaktarlığını îfâ eden ve dünyaya İslâm’ın güler yüzünü göstererek hak ve hukuk tevzî etme şerefine nâil olan mübârek ecdâdımız Osmanlı’nın, Peygamber Efendimiz’e karşı sahip olduğu gönül hassâsiyetleri, meydana getirdikleri yüksek medeniyetten daha muhteşemdir. Yazının devamını oku »
Aga Khan Award for Architecture 2004 Recipient – Bibliotheca Alexandria
Tarihin ilk halk kütüphanesi olarak bilinen Mısır’daki İskenderiye Kütüphanesi, 1600 yıl sonra bugün yeniden açılıyor. Demetrios de Phalere tarafından M.Ö. 297 yılında yaptırılan ancak daha sonra istilalar sırasında yıkılan kütüphane yine aynı yerde inşa edildi. Açılış törenine Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in yanısıra yabancı konuklar da katılacak.
Osmanlı modernlikten kopuk muydu?
Doğrusu, eğlenceli bir iş Türkiye’de tarihçilik. Çetin Altan’a bakarsanız, Osmanlı, Avrupa’da olup bitenleri sadece seyretmişti.
Newton, yerçekimi yasasını bulurken Kuyucu Murad Paşa, Celalilerin kellelerini kuyulara doldurmakla meşguldü vs.
Eğlenceli; çünkü tarihi önemseyen ülkelerde bu tür uçuk kaçıklıklara birer fantezi olarak bakılırken, bizde ciddiye alınıyor. Böylece tarih alanı, sirklere dönüyor. Sirklere, evet. Ama bir farkla. Sirkteki hayvanların gerçek doğada da aynı şekilde davrandıklarına inanmıyoruz. Ancak tarih alanında gezinen aktörlerin birileri tarafından ehlileştirilmiş, özellikle güzel veya çirkin gösterilmiş olduklarının bir türlü farkına varamıyoruz. Yazının devamını oku »
Cami mimarisi üzerine

cami…
yaşam kesişen çizgilerden
ve aralarindaki desenlerden oluşur.
cami bu çizgilerin düğümlendiği yerdir. Yazının devamını oku »
"Kocatepe Camisi’ni Yaptım ama Bu Hiçbirinin Kopyası Değil"

Emine Merdim Yılmaz: Şakirin Camisi’nin tasarlanması işi size nasıl geldi?
Hüsrev Tayla: Bu konuda çok konuşmak istemiyorum, çok baskı gördüm son 15 gündür konuşmam yönünde. Ben o işin içine girmiyorum, gıyabımda iş yapıyorlar. Cami sıradan bir bina değildir. Durduk yerde yıkıp ya da kat ilave edelim diyeceğiniz bir bina değildir. Kolay kolay rahatsız olunmayacak bir şey yapılması lazım. Yazının devamını oku »
Osmanlı Şehir Mimarisinde Tevhid Mührü
Osmanlı Şehir Mimarisinde Tevhid Mührü
Dünyanın en zorlu coğrafyalarının birinde eşine az rastlanir altı asırlık görkemli bir devlet kuran Osmanlı nın şehir mimarisini çözümleyebilmek için öncelikle bu medeniyetin ana omurgasını oluşturan değerler manzumesinin bilinmesi gerekmektedir.
Çok geniş ve de çetin bir coğrafyada, altı asır tevhidin bayraktarlığını yapan hürmete şâyan atalarımızın ortaya koyduğu şehir mimarisini efradını cami, ağyarını mani bir şekilde, bir derginin sayfalarına sığdırmanın mümkün olamayacağını okuyucularımız takdir edeceklerdir. Yazının devamını oku »
Türk-İslam Şehri Üzerine Bir İnceleme
Türk-İslam Şehri Üzerine Bir İnceleme
Dilimizde büyük yerleşim yeri için kullanılan en eski kelimelerden biri, belki de en kadimi balık(ğ) idi. Beşbalık, Ordubalık gibi. Daha sonra Sogdça’dan kent kelimesini aldık. Semerkand, Beykent, Özkent gibi. İslam Medeniyeti dairesine girdikten sonra da şehir kelimesini kullanmaya başladık. Şehir kelimesi Pehlevîce(eski Farsça) olup hâkimiyet, devlet anlamlarına gelmektedir.
Türklerin uzun süre göçebe yaşamalarının şüphesiz siyasî, askerî, iktisadî ve kültürel gerekçeleri vardı. Göktürk veziri Tonyukuk Türk milletinin geleceğinin ve kaderinin tartışıldığı bir toplantıda bu hususa şöyle işaret etmiştir: “Biz Çinlilerin yüzde biri kadarız. Şehir kurup oturursak orada düşman bizi yok eder. Hâlbuki eski hayatımızı devam ettirirsek zayıf olunca çekilir güçlü olunca ilerleriz.” Bununla beraber Türkler şehir kültürüne de uzak değillerdi; yaylak ve kışlaklarında oturma mekânları vardı.
Bilgi kazanılmaz; hatırlanır
| Rahmetli Turgut Cansever hoca, önce mimarinin özünde idrak edip sonra bir yığın bedii güzelliğin imbiğinden geçirdiği mimari düşüncesini anlatırken “Sanat eseri, varlık tasavvurunun yapılana yansımasıdır.” derdi. |
Peygamber’siz İslâm süreci
Beşerî varoluş, zaman ve mekân boyutlarında vücûdiyet kazanır. Zaman ve mekân yaratılmıştır, dolayısıyla geçicidir. İnsan da yaratılmış olması hasebiyle geçici bir varlıktır. Ancak insan, Yaratıcı’nın ruhundan üflediği bir varlık olduğu ve Allahu Zü’l-Celâl ve’l-Cemâl’in bütün husûsiyetlerinin (isimlerinin ve sıfatlarının) mazharı yani tezahür ve tecellî ettiği “yer” olduğu için, kendisine emanetin yüklendiği mükellef bir varlıktır. Yazının devamını oku »
Turgut Cansever ne demekti(r)?
Cansever, aşkın olanın içinden mimariye bakışıyla, mimariyi insan ontolojisine oturtmasıyla çoğunluğun kıyısına düşmektedir. Onu okumak, sadece farklı bir mimariyle karşılaşmak değil, aynı zamanda insanın yeryüzündeki sürüveninin hikmetine uyanmak anlamına da geliyor. Yazının devamını oku »
Intellect’siz atom, haddini bilmez
Aziz Kardeşim, İnsanlar, özgüvenleri olmadığı için, işin kolayına kaçarlar, kolaycılığa teslim olurlar. Sende bir izzet-i nefs, güçlü öz-güven duygusu var. Bu hususiyet, senin kolay teslim olmaz, kolaycılığa teslim olmaz özelliğinle birleşince ortaya çok müthiş bir şey çıkar/ır. Yazının devamını oku »
Cami gazino değildir, huzur ister

Karacaahmet Mezarlığı’nın içinde inşa edilen Şakirin Camisi’nin 84 yaşındaki mimarı Hüsrev Tayla, camiyi açıldıktan sonra ilk kez bizimle gezdi: ”Mihrap başka tarafa bakıyor, minber başka tarafa. Camide birlik, beraberlik, huzur yok” Yazının devamını oku »
Çağa tanıklık, peygamberî soluk ve öncü varoluş kuşağı (2)
Önceki yazımda, çağı anlamadan İslâm’ı, Hz. Peygamber’i anlamadansa çağı da, İslâm’ı da anlayamayacağımız tespitinden yola çıkarak, bu dünyaya her tür “saldırı”ya açık olarak “fırlatılmış” bir varlık olarak insanın karşı karşıya kaldığı varoluş saldırılarına göğüs gerebilmesinin ancak peygamberî soluğun ve söz’ün yeniden-hayat ve hayatiyet kazandırılmasıyla mümkün olabileceğini söylemiştim. Yazının devamını oku »










